Adana’nın Kozan ilçesinde yaşayan Yalın Kılıç, babasından kalma evin ahırını kütüphane yaptı. Sapanla kuş vuran çocukların olduğu ilçede Yalın Kılıç sapan getirene kitap veriyor. Sapanları ahırın tavanına asarak tutsak ediyor; ağaçlar, kuşlar özgür kalıyor…


İnsanoğlu! Adem’den beri düşünen tek canlı insanoğlu. Tüm yaptıkları ettikleriyle tek müsebbip insanoğlu. Sen, ne de ilginç bir sebepsin, hep kendine zarar veren?

Nereden çıktı bu şimdi diyeceksiniz. Bu düşünen varlığın ettiğine bakın. Her demde kendine zararı dokunuyor da “ah” demiyor, her demde kendini bir kez daha yok ediyor da bundan gayri elinden bir şey gelmiyor. Ağaçları kesiyor sapan yapıyor, yaptıkları sapanlarla kuşları vuruyor, yaşadığı evreni öyle harap ve mahzun bırakıyor. Doğanın dengesini bozuyor. Aynı ağaçlar kesiliyor kâğıt oluyor, kalem oluyor, düşünen insanın daha da iyi düşünmesini sağlıyor. Ona ışık oluyor, yol gösteriyor. İnsan yazıyor, üretiyor, yaşadığı evreni daha güzel bir hale getiriyor. Peki, insan kendi içinde kötü olanı, yani kendini iyi kılamaz mı?

“… Ey Adem,

Baş dikmeye, isyan etmeye, hataya düşmeye senin gücün var da meleğin gücü yok. Yani bir iktidar çekimi senin insanlığını meşrulaştıran.”[1] Gerçekten de tek düşünme iktidarına sahip insan değil midir? Öyleyse neden, kötüyü iyi, acıyı bal eylemesin? Neden iki başlı ejderin, yani kalbinin sesinden, sağ omzundaki melekten ilham almasın? Neden Kozanlı Yalın Kılıç gibi sapan getiren çocuklara 3 kitap hediye etmesin? Neden ağacın kalbini oyan sapanla, ağacı yeniden üreten kitabı değiş tokuşa sokmasın?


Ülkemiz halen kitap okuma konusunda kendi büyüklüğündeki ülkeler ile kıyaslandığında arzulanan düzeyde değildir.[2] 2006 yılında yapılan bir araştırmaya göre okuma alışkanlığı ilgisi en yüksek grup eğitim almış okul öncesi velileri. Nüfusun yüzde 40’ıKozan1_1 hayatı boyunca hiç kütüphaneye gitmiyor. Gençlerin yüzde 70’i hiç okumuyor. Yetişkin nüfusun yüzde 95’i yalnızca televizyon seyrediyor, yüzde 5’i televizyon seyretmenin yanı sıra kitap okuyor. Öğretmenlerin yüzde 63’ü bazen kitap okuyor. Üniversite öğretim üyelerinin yüzde 56.2’si ayda 1-2 kitap okuyor. Türkiye’de düzenli kitap okuma alışkanlığı oranı binde 1.[3]

Ülkemizde her ne kadar tablo karamsar olsa da geleceğe iyimser bakan ve aydınlık günler için çabalayan kahramanlar var.  Bu hikayedeki kahraman Yalın Kılıç.

Kimdir Yalın Kılıç? Adana’nın Kozan ilçesinde babadan kalma evde yaşayan bir Ziraat Mühendisi. Sadece bu kadar değil tabi ki… O Kozanlıların deyimiyle Attila İlhan’ın Kozan şubesi. Hayatı tek başına yaşayan Kılıç, yalnızlığını kütüphaneye çevirdiği ahırda bulunan 40 binden fazla kitapla paylaşıyor.

Okuma tutkusunun, tutkuların en güzeli olduğu, kitaplarla yola çıkmanın aydınlanmak, aydınlatmak, ilerlemek ve yükselmek olduğunu belirten Yalın Kılıç’ın serüveni öğrencilik ve memuriyet yıllarında okuduğu kitapları baba evinde biriktirmesiyle başladı. Biriken kitaplar artık baba evine sığmadı. Kılıç yıllarca yalnızlığı paylaştığı kitapları başka çocuklarla paylaşmak istedi.

Önceleri kitaplara yer bulamayan Yalın Kılıç, babasının ahır olarak kullandığı basık, dar bir mekana dünyaları 111sığdırdı. Yıllardır baba evinde keşfedilmeyen dünyalar 1990 yılında bir ahırda keşfedildi.  Ahırı kütüphane haline getiren Yalın Kılıç, buraya “Yalın Kılıç Halk Okur Evi” adını verdi.

Başlangıçta küçük bir proje olarak başlayan Yalın Kılıç Halk Okur Evi’nin ünü zamanla her yana duyuldu. Ziyaretçileri arasına bürokratlar, siyasetçiler, yazarlar, gazeteciler de katıldı. Tayfun Talipoğlu ziyaret ettiği “Yalın Kılıç Halk Okur Evi” hakkında şu dizeleri kaleme aldı:

“Bir yol

 Bir YalınKozan1_3

Yollar insana ulaşıyorsa

Yol da bizim, yolcu da

Yalın ağabeyime merhaba…

Ve ‘Yalın ayak, Yalın Kılıç’ çıktığın

Yolun açık ola…

Bir yerinde yaşamın

Birileri bittiğini anlatıyorsa

Durmadan sevdaların

Ve az buçuk tutunduğumuz yerinden

Basıyorsa yüreğimize

Direnmek gerek.

Biliyorum ‘O güzel insanların’

Gitmediğini.

Umut verin

Yalın Kılıç yüreğime…”

Talipoğlu’nun dediği gibi o hayallerinin peşinden tek başına ve yalın ayak gitti. Kozanlı çocuklara kitap alışkanlığı kazandırmayı amaçlayan Yalın Kılıç, kütüphanenin girişine astığı “Aldığınız kitapları geri getirmezseniz ağzına acı biber sürerim” yazısıyla esprili bir şekilde onlara sorumluluk bilincini de aşılamaya çalışıyor.

Kütüphaneyi ziyaret eden Prof. Dr. Üstün Dökmen düşüncesini şu şekilde dile getiriyor:

Yalın Kılıç’ın yaptıkları içinde beni en fazla etkileyen, çocukların sapanlarını kitapla değiştirme kampanyasıdır. Sayın Kılıç, Kozan’da çocuklara haber salmış, elindeki sapanı getirip veren çocuğa üç tane kitap vermeye başlamış. Bu kampanyasıyla Yalın Kılıç, hem kuşları hem de ağaçların sapan yapmaya elverişli çatallarını korumayı amaçlıyormuş. Bu yaratıcı ve eğitsel değeri yüksek etkinliği gerçekleştiren kişiye olsa olsa ‘Halk Bilgesi’ sıfatı yakışır.

Şu an Yalın Kılıç toplamış olduğu çok sayıdaki sapanı, giderek bir müzeye dönüşen kütüphanesinde sergilemektedir. Bu sapanlar, belki de dünyanın ilk sapan koleksiyonudur. Giderek çölleşmekte olan dünyamızda, bu koleksiyonun gelecek kuşaklar için çok anlamlı bir tablo oluşturacağı kanısındayım. Yalın Kılıç’ın bu sapan koleksiyonunun bir ibret abidesi olarak korunmasını diliyorum.” 

Sapanlara Tutsaklık

Kozan’da çocukların en sevdiği oyun sapanla kuş vurmak. Sapanın çatal denilen kısmı, taze ağaç fidanının tepesinden yapılıyor, her bir sapan için bir ağaç tahrip ediliyor. Çocuklar oynadıkları oyunun ağaçlara ve kuşlara zarar verdiğinin, doğayı tahrip ettiğinin farkında değil.

Yalın Kılıç bir oyun başlattı. Oyunun adını “Sapanlara tutsaklık, kuşlara ve ağaçlara özgürlük” koydu; bir sapan getirene üç kitap hediye etti.  Bu oyunla birlikte kitap diyarı olan ahır tavanı sapanlara zindan oldu.

Yalın Kılıç’ın hayalleri bununla sınırlı kalmadı. Yaptıkları için “Ben daha başlamadım.” diyen Kılıç, hayallerini şöyle özetliyor:

“Daha bu nedir ki? Başlamadım bile… Öncelikle ahırı boşaltıyorum, bir düzenleme yapıyorum. Sonra, kitaplar topluyorum, raflara diziyorum, adına da “okur evi” diyorum. Daha başlangıçtır bu… Gün gelecek ayrı binası olacak, binanın içinde bir toplantı ve sergi salonu, önünde her türlü çiçeğin olduğu küçük bir bahçesi. Böylece bütün kitaplar gün ışığına çıkacak. Okunan ise topluma yansıyacak. Ah!… O günler bir gelse… Dedim ya çoktur eksiğim ve de isteğim. O günleri görür gibi oluyorum, olacağına da inanıyorum. Merak etmesin hiç kimse, yapmaya çalışıyorum var gücümle, çalışacağım da ömrüm olduğu sürece…”

Şimdilik hayallerinin bir kısmını gerçekleştiren Yalın Kılıç, kütüphanesini ve kitaplarını koyabileceği büyük bir yere kavuşmayı bekliyor. Öleceği değil, “yaşatacağı” günleri umut ediyor. Chuck Palahniuk’un dediğini uygulamaya çalışıyor aslında:

“Hepimiz ölürüz. Amaç sonsuza kadar yaşamak değil, amaç yaşayacak bir şey yaratmak.”

 

[1] Nazan Bekiroğlu, La-Sonsuzluk Hecesi, Timaş Yay, İstanbul 2014, s. 40.

[2] İbrahim Ortaş, Türkiye ve Dünyada Kitap Okuma Değerlerinin Karşılaştırması ve Sosyal Yaşamımıza Etkileri, Türk Kütüphaneciliği 28, 3 (2014), 323-337, s. 330.

[3] Türkiye’nin Okuma Alışkanlığı Karnesi, Eylül 2006, Çocuk Vakfı- Çocuk Edebiyatı Okulu, s. 5.

3 yorum

  1. Merhaba Gülden Hanım,
    Okumayı seven insanlar için ne kadar güzel ve anlamlı bir paylaşım olmuş. İnsanları tanımadan ve görmeden yaptıkları başarıları kendimize örnek alıyorsak ve kendimizde başarılı olmak için yürekleniyorsak bu sizler gibi bu işe gönül vermiş insanların sayesinde olacaktır. Emeğinize teşekkürler…
    Sevgilerle

  2. Dünyayı insanlar kurtaracak. Dünyayı insanlık kurtaracak. İnsanları ve insanlığı ise kocaman yürekli hayallerinde masum ama kederli bir dev ruhu saklayanlar kurtaracak.

    Bizi illa ki biri ya da birileri kurtaracaksa -ki artık her kim kurtaracaksa gelsin kurtarsın biz bu barbarların dünyasında yaşayamaz olduk- bu biri ya da birilerinin kitap okuyan, kitap okutan biri ya da birileri olacağı konusunda şüphemiz yoktur.

    Yeni Ortaçağ’a karşı insanlığın evrensel değerlerini savunan bireylerin tek dayanağı ise kitaplar ve kütüphaneler olacak. Bu barbarlığa karşı ancak ve ancak kitaplar ve kütüphaneler sayesinde galebe çalabiliriz.

    Ben internet denen garabetin insanlığın bilgi birikimine bir katkısının olacağını düşünmüyorum. Hatta hatta bu garabetin bilgi paylaşımı konusunda da bir faydası olduğunu düşünmüyorum. O, bir alıklar toplumu yaratıyor. Derinleşemeyen, her alanda bölük pörçük bir takım bilgilere sahip olmasına rağmen bu bilgilerini kendini ve insanlık davasını yüceltmek için asla ama asla kullanamayan ereksiz bir bilginin hammalı bireyler yaratıyor.

    Özgür bilinci ve bu bilince sahip olan özgür bireyi yaratacak olan güç kitaptır. Kütüphane de özgür olmak isteyen, özgürlük için savaşan bireylerin kabesidir, kıblesidir, ana mahreçidir.

    Kitapsız ve kütüphanesiz bir toplum kıblesini yitirir, helvadan putlara tapar, onursuz bir sülük gibi ayaklar altında ezilir.

  3. Çocuklara kitap sevgisi ancak bu kadar güzel aşılanabilirdi. Böyle insanlar var oldukça dünya daha yaşanılabilir hale gelecek. Böyle güzel bir insanla bizleri tanıştırdığınız için teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: