Her şey Frig Kralı Midas’ın rüyasında bir gemi çapasını görmesiyle başladı.

a1

“Gordion şehrinde bulunan Frig kralı Midas bir gece rüya görür. Rüyasındaki ilahi ses ona ‘Topraklarında hemen bir gemi çapası ara ve o çapanın bulunduğu yere bir şehir kur, bu şehir sana mutluluk getirecektir’ der. Bunun üzerine Kral Midas, tüm adamlarını, bölgede ‘gemi çapası’ aramak üzere gönderir. Bugünkü Ankara Kalesi’nin bulunduğu yerde, bir gemi çapası bulurlar. Bunun üzerine, oraya bir şehir kurarlar. Kurulan şehrin adına ise, gemi çapası anlamına gelen ‘Anker’ ya da ‘Ankira’ ismini verirler.[1]

Ankara Kalesi Kuzey Burçları, 2005.Ankara, araştırma verilerine bakılacak olursa 3.000’den fazla yıldır içinde yaşanılan bir kent. Anadolu’da artık yaşamayan belki binlerce kent var ama Ankara hala ayakta. Ankara bu kadar uzun ömürlü olmasını, belki de son derece iyi seçilmiş bir yere sağlamca inşa edilmiş kalesine borçlu.[2] Bu kale, eteklerinde büyüttüğü Ankara’yı yıllardır koruyor ve hala yaşatıyor.

Bunca gelişmeye ve Batı’ya doğru kayan Ankara’ya inat insanların bir kısmı hala kale surlarının dibinde yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. Evler gecekondu diye tabir edilen tek katlı, birçoğu dökülen yapılar; ancak en sağlamları duvarının bir kısmını kalenin surlarına yaslamış olanlar, bir kısmı ise tarihi hanlar. Adeta iç içe geçmiş zamanlar sahnesi. Kale sakinleri de bu sahnede hem oyuncu hem de seyirci…

Diğer birçok kentin kalelerinden farklı olarak, içinde insanların yaşamaya devam ettiği bir mekân olan Ankara Kalesi, Akın Atauz’un ifadesiyle “bugün kendine özgü bir sosyolojik gerçekliği olan cemaati” ile ayrılmaktadır. İçinde eski ve yeniyi, geleneği ve aykırılığı barındıran Ankara Kalesi, kentin hızla gelişmesi karşısında pek çok Ankaralı tarafından gidilmesi gerekmeyen bir mekân haline gelmişse de kale ve kale halkı kentin canlı bir parçası.  

Bugünkü Ankara Şehri, Antik Dönemlerin “Ankyra”sı Üzerindedir


Ankara Kalesi  Posta PuluM.Ö. 4000’den beri birçok kültüre ve medeniyete ev sahipliği eden Ankara Kalesi’nin ilk yapılış tarihi ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemekle beraber, Anadolu’nun tarihinde en önemli rol oynayan Hititler’in izlerine şehir içinde ve çok yakın çevresinde rastlanılmamaktadır. Ankara şehrinin bir Frig şehri olduğu söylencesi, Roma dönemi kaynaklarında zikredilir ve arkeolojik bulgular da bu görüşü destekler. Bugünkü Ankara şehri, antik dönemlerin “Ankyra”sı üzerindedir. [3]

Ankara şehrini ilk kuran kavmin Frig kralı olduğu kanaati hâkimdir. Şehrin Frig kralı Midas tarafından kurulduğu efsanelerde geçer.[4] Modern şehir merkezinin batısındaki Anıtkabir’den Orta Doğu Teknik Üniversitesi kampüsüne kadar uzanan alanda yer alan 20’den fazla büyük Tümülüs ve önemli yapılara ait figürlü kabartma levhalar gibi birçok arkeolojik kalıntı, Ankyra’nın Frig Dönemi’nde (M.Ö. 9. ve 8. yüzyıllar)önemli bir yer olduğunu göstermektedir; ancak şehrin en erken tarihine ait bilgilerimiz hala çok sınırlıdır.[5]

İkinci yüzyılıAnkara Kalesi planın ortalarında yaşamış olan Lidya’lı gezgin Pausanias, Galat’ların Anadolu’ya yerleşmeleri hakkında bilgi verirken, Ankara’dan da söz eder. Ankyra kentini Gordios’un oğlu Midas’ın kurduğunu ve Frig’lerin bir kenti olduğunu anlatır. Pausanias, Yunanca ve Latince gemi çapası demek olan kentin ismi için açıklama yapma gereği duyar ve Midas’ın bulduğu gemi çapasının, kendi dönemine kadar Jüpiter (Zeus) tapınağında saklandığını söyleyerek kentin ismi arkasındaki anlamı vermeye çalışır. Çapanın ne zamandan beri kentin sembolü olduğu bilinmez ama 2. yüzyıldan beri paraların üzerini süslemektedir. [6]"]

Ankara’da Frig’lerden sonra yaklaşık bir asırlık Lidya hâkimiyeti dönemine girilir.  Sonraki yıllarda, tüm Anadolu gibi Ankara’da Pers egemenliğine katılır. M. Ö 4. yüzyılda Makedonya’dan doğuya sefere çıkan Büyük İskender M.Ö. 334-333 kışını Gordion’da geçirir ve sonrasında Ankara’ya gelir ve buradan Pers ordusu üzerine yürür. Ankara için en çarpıcı gelişmeler M.Ö. 3. yüzyılda yaşanır. M. Ö.  278-277 yılında Tuna kıyılarını takip ederek Balkanlar’a ve oradan da Anadolu içlerine yürüyen Keltler, Orta Anadolu’ya kadar gelirler. Kabileler halinde gelen Keltler (Gal halkı, Galatlar) içinde bir boy alan Tectosageler (veya Tektosaglar) Ankara’ya yerleşir.[7] Ankara’yı denetimleri altına alan Galatlar varlıklarını Roma dönemine kadar sürdürürler. Roma İmparatoru Augustus M.Ö. 25 yılında bu bölgeyi alır ve Galatlar Roma eyaleti sayılır ve Ankara’da bu eyaletin merkezi, yani başkenti olur.[8]

Ankara, Roma İmparatorluğu döneminde ticari ve askeri açıdan oldukça önemli bir merkez haline gelir ve M.Ö. 2. yüzyılda yapılan yollar kentin önemini daha da artırır. Bunun yanında Bizans döneminde orduların kışlık konaklama, ikbal ve toplanma yeri olan Ankara’da ekonomik yaşam canlanır, dokuma ve boyalı kumaş üretimi ve ticareti gelişir.

Ankara, Roma İmparatoru Hadrianus dönemi sonunda M.S. 138’de, Phylai (füle) adı verilen ve şehir halkını sınıflara ayıran 12 kısımdan oluşurdu. Bu füleler, Ankara Kalesi ve eteklerinde yerleşmiş olup, Ankara’nın en eski mahalleleri olarak bilinir.[9] Ankara’da refah dönemi, 7. yüzyıl başlarına gelindiğinde Sasaniler’in, 8. yüzyıl sonlarıyla 9. yüzyıl başlarında Araplar’ın saldırılarıyla sona ererken, 838 yılında kent yağmalarla büyük zarar görse de sonraki iki yüzyıl boyunca barış ve toparlanma dönemi yaşar ve Bizans’ın Doğu ile ticareti arttıkça da gelişir.[10]

12. Yüzyıl Ankara İçin Yeni Bir Dönemi İfade Eder


1917 yangınında tümüyle tahrip olan Hisarönün’den  bir sokakAnkara 12. yüzyılda Türk topraklarına katılmıştır. Bu yüzyıl başlarında kent önce Anadolu Selçukluları, daha sonra Danişmendi’ler ve Bizans arasında el değiştirir. 12. yüzyıl Ankara için yeni bir dönemi ifade eder. Çünkü 1071 Malazgirt savaşıyla Anadolu’nun kapıları Türklere açılır.  Ankara da 1127 tarihinde Selçuklular’dan Emir Gazi tarafından fethedilir. Bu tarihten itibaren kent kale içinde yapısını sürdürdüğü gibi, güney ve doğu yönünde de genişleyerek büyür. Ayrıca Moğol akınlarından kaçan çok sayıda esnaf ve zanaatkârın 13. yüzyılın ikinci yarısında Ankara’ya göç etmesi sonucu kentin ekonomik ve toplumsal yaşamı değişir. 1354 yılına gelindiğinde Orhan Gazi zamanında Süleyman Paşa tarafından Ankara Ahilerin elinden savaşsız bir şekilde alınarak Osmanlı Devleti’ne bağlanır. Anadolu’yu 1402 yılında istila eden Timurlenk, Çubuk Ovası’ndaki Ankara Savaşı’nda Yıldırım Sultan Beyazıd’ı yener.[11] Daha sonra Beyazıd’ın ölümü ve Timurlenk’in çekilmesi sonucu karışıklıklar yaşansa da 1411 yılında Çelebi Mehmet Ankara’yı alarak bu duruma son verir.  1558 yılında Şehzade Beyazıt isyanı ve 17. yüzyıl başında çıkan Celali isyanları kente büyük zarar verse de Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesindeki açıklamalardan yola çıkarsak Ankara’nın 17. yüzyılın en büyük kentlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. 

18. yüzyıla girerken dünyada yaşanan ekonomik ve politik değişimden Ankara da payını alır. Tiftik keçisinin yarattığı zenginlik, kentin ulaşım yollarının üzerinde olmasından doğan ticari hareketlilik, yüzyıllardır oluşan Türk, Rumi Ermeni ve Musevi kozmopolit kent yaşam kültürü, iç ayaklanmalar ve Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor koşullardan Ankara da etkilenir. 1800’yıllar Ankara’nın üzerinde kara bulutların dolaştığı yıllardır.

Ankara’nın Sembolü Hiç Şüphesiz Kaledir 

Kent, 1813- 1817 yıllarında veba salgını, 1826’da kuraklık ve çekirge istilası, 1873’de şiddetli yağmurlar ve arkasından başlayan şiddetli kış şartları nedeniyle kıtlık ile mücadele eder. Osmanlı Devletinin son dönemleri olan 1917 yılında Ankara çok büyük bir yangın afeti geçirir.


Ankara Kalesi, Kuzeydoğu Surları ve Ak Kale, 2011.Ankara’nın sembolü hiç şüphesiz kaledir. Eski Ankara dört belirli merkezden oluşur. Bunlar içerisinde en önemlisi kaledir. Kaleyi AşağıyüzYukarıyüz, ve Kayabaşı izler.  O dönemlerde Ankara’nın en lüks mahallesi; Dış Kale’nin Anafartalar’a bakan yamaçlarında yer alan Hisarönü’dür. Bu yörede Kerpiç duvarlı toprak damlı evlerde Müslüman halk otururken, gayrimüslimlerin taştan yapılmış iki, üç katlı konakları bulunur. Hisar (Kale)’ın içine Kavaflar, Bakırcılar Yokuşundan itibaren Hisarönü, Saraçlar, At pazarı, Çıkrıkçıların sol tarafı girer. Aslanhane Camii’nden başlayan Kayabaşı semti; Ak Kale ile Çark Kale”nin arka tarafındaki Hatip Çayı üzerinde bulunan Kozman’ın değirmeninden cezaevine kadar devam eder.  Yukarıyüz ise Samanpazarı’ndan itibaren Ulucanlar, bugün Hacattepe Üniversitesi’nin Rektörlük ve hastaneler bölümünü içine alan Hacettepe, Hacı Musa, İmaret, Hacı İlyas, Hamamönü ve Erzurum mahallelerinden oluşur. Yol Samanpazar’ından itibaren inişe geçtiğinden buradan Ulus’a kadar olan bölgeye Aşağıyüz adı verilir.[12]  

Duvar Dibi Gezintileri Adeta Açık Hava Müzesi Gibidir

Ankara Kalesi, Hisar Kapı ve Saat Kulesi,2012.Ankara Kalesi, Ankara’nın birçok tarihi yapısının yer aldığı Altındağ İlçesi sınırları içinde yer alır. Kale, İncesu Çayı ve Çubuk Çayı’nın buluştuğu ovanın doğusunda, Bentderesi’nin (Hatip Çayı) yanındaki tepededir. Ankara Kalesi’nin duvarları ve burçları insanı her zaman şaşırtır. Duvar dibi gezintileri adeta açık hava müzesi gibidir. Kalenin kuzey ve doğu duvarları ortaktır. Kale duvarları farklı yönlerden bakıldığında farklı görünür; batıdan ve güneyden bakıldığında iki kat duvar, doğudan bakıldığında ise tek kat duvar görünür.

Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklular dönemlerinde birçok kez onarılan Ankara Kalesi, İç Kale ve çevresini kuşatan Dış Kale olarak iki bölümden oluşmaktadır. Dış Kale eski Ankara şehrini çevirmektedir. İç Kale, Dış Kale’nin kuzeydoğusuna oturur. Yaklaşık 43.000 kilometrekarelik bir alanı kaplamakta olan İç Kale bozulmadan günümüze kadar gelebilmiştir. İç Kale 130 x 330 m boyunda 4 katlı ve 10-16 m yüksekliğindedir. Yapımında eski yapılardan alınmış mermer parçalarının yanı sıra Ankara taşından da istifade edilmiştir. Güneyde ve At Pazarı yönünde bulunan “Hisar Kapı”, kalenin ana giriş kapısıdır.

Tanpınar “Beş Şehir” adlı yapıtında Ankara ve kaleden şu şekilde bahseder:

“Ankara, bana daima dâsitanî ve muharip göründü. Şurası var ki şehrin vaziyeti de buna müsaittir. Daha uzaktan gözümüze çarpan şey iki yassı tepenin arasındaki geçidiyle tabiî bir istihkâm manzarasıdır. Bu his şehrin etrafında ve ona hâkim tepelerden bakarken pek küçük farklarla ancak değişir. Çankaya sırtları, Çiftlik, Baraj yolları, Etlik, Keçiören bağları velhasıl nerden bakarsınız bakınız, cam gibi keskin bir ışık altında bu kaleyi, bütün arazi terkiplerini kendisinde topladığı ufka hep aynı sükûnetle hâkim görürsünüz. Bazen geniş sağrısını rüzgâra vermiş bir harp gemisi gibi zaman ve hadiselerin denizinde çevik ve kudretli yüzer, bazen bir iç kale, bütün ümitlerin kendisinde toplandığı son sığınak olur, bazen bir kartal yuvası gibi erişilmesi imkânsız yükselir.[13]

Ankara Kalesi konum itibarıyla her zaman Anadolu’da ulaşılması en zor kalelerden birisi olarak görülür. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Ankara Kalesi’nin tarifini detaylı bir şekilde verir. Tarif şu şekildedir:

“Evvela yüksek bir dağın taa en yüksek tepesinde dört kat beyaz taş yapı güzel bir kale, sağlam ve dayanıklı Kahkaha hisarı gibi sağlam bir hisardır. Her katı birbirinden yüksek yapılmıştır. Her katının arası birbirinden üç yüz adım adımdır ve her katı duvarının boyu altmışlar arşın yüksek duvardır. Her duvarın genişliği onar meliki zira derindir.

Temellerinin altı fırdolayı kemer yapılar ile boştur, derler ama görmedim. Zira kuşatma sırasında düşman kalenin altına girip lağım atmasın diye kalenin temeli, altı boştur.

Ve bu İç kale kıbleden tarafa birlikte yanbeki (çarprazlama) durup doğudan batıya uzunlamasına yapılmıştır. Batı tarafına dört kat birbirinde geçme demir kapılardır ki bir kalede bu şekilde demir sağlam kapılar yoktur. Ve her kapı arasında asma demir kafesler hazır olup demir zincirler ile asılıdır. Her kafesin demirleri pazu kalınlığı kadar vardır. Kuşatma sırasında kale duvarı içinden aşağı kapılar önüne bırakıp siper ederler.

Ve bu kalede olan kapı üstündeki ve altındaki kırmızı eşik taşları bir kalede görülmemiştir. Ve en dış kapı ki (Hisar kapı) Atpazarı yerine bakmaktadır ki batı tarafına açıktır, kapı üstündeki kemeri üzerine geçmiş zaman pehlivanlarının gürzleri, ibret verici balık kemikleri ve nice acayip şeyler açılır.

Bu kale kapısı içinde ve dışında kale neferatları gece ve gündüz bekçilik ederler. Ve kale kumandanı bu kaleden dışarı çıksa katl eylerler yahut azl edip sürerler. Zira bütün düşman bu kalenin bir taşına bin baş verip yüz bin savaş etmeye can baş oynatır. Hatta (1624) tarihinde Erzurum’da Abaza Paşa (Abaza Mehmet Paşa) celali olduğunda yüz bin askerle bu kaleyi muhasara edip aşağı varoş hisarı istila edip bu iç hisara sarılmak hevesliğinde iken Abaza Paşa sarayında (Çadırında) otururken kaleden topçu ustası Abaza’ya bir gülle nice vurursa Abaza’nın kıçı sınıp yaralı, bozulmuş ve hüsrana uğramış olarak yine Erzurum’a gitti. O zamandan beri kale kumandanının kale kapısı önünden uzak mesafeye gitmesi yasaktır.”[14]

Milli Mücadele yılları ve Cumhuriyet’in ilanından sonra Ankara’da önemli değişimler yaşanır. Ankara, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyet’inin başkenti seçilir. Böylece Türkiye Cumhuriyet’in merkezi olan Ankara için yeni bir dönem başlar. 

Kaynaklar

  • ANAMERİÇ, İ.Hakan – RUKANCI, Fatih; Posta Pullarında Başkent Ankara, Seçmeler 1922-2008) VEKAM , Ankara, 2011.
  • ATAUZ, Akın; “Kale ve Sur: Ankara Kal’ası”, Şehrin Zulası Ankara Kalesi, İletişim Yayınları, Memleket Kitapları, 2004.
  • BIYIKTAY, Ömer Halis; Yedi Yıl Harbi İçinde Timur’un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı, Askeri Matbaa, İstanbul,1934.
  • Dünden Bugüne Ankara, Hazırlayan: İskender Elverdi, Ankara Ticaret Odası.
  • ERDOĞAN, Abdülkerim; Ankara Kalesi ve Alâaddin Camii, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları 2013.
  • ERDOĞAN,  Abdülkerim; Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde Ankara, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2012.
  • ERDOĞAN, Abdülkerim – GÜNEL, Gökçe – KILCI, Ali; Tarih İçinde Ankara,  Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 1, Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2008.
  • ERZEN, Afif; İlkçağda Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1946.
  • GÜNAL, İsmail; “Ankara Tarihi Kent Merkezinde Planlama Deneyimi” iç. Planlama Dergisi, 2006.
  • KADIOĞLU, Musa – GÖRKAY, Kutalmış – MITCHELL, Stephen, Roma Dönem’nde Ankyra, Yapı Kredi Yayınları, 2011.
  • KELEŞ, Ruşen; Şehirciliğin Kuramsal Temelleri. Ankara: AÜ. SBF Yayınları, 1972.
  • MADRAN, Emre – ATLAN, Ergut- ELVAN,Nimet ve Özgönül; Ulus Tarihi Kent Merkezi iç. Planlama, TMMOB Mimarlar Odası, Ankara, 2005, (s.51-53).
  • MAMBOURY, Ernest Ankara: Guide Touristique, Ministere Turc de l’Intérieur, Ankara, 1933.
  • SARGIN, Haluk; Antik Ankara, Ankara,2004.
  • TANPINAR, Ahmet Hamdi; “Beş Şehir”, Kültür Bakanlığı Yayınları, İzmir,1990.
  • TUNCER, Mehmet; Ankara (Angora) Şehri Merkez Gelişimi (14.-20. YY), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2001.
  • TUNCER, Mehmet; Ankara, http://ankaratarihi.blogspot.com, 2010.
  • TURHAL, Abdullah; “Timur’un Ankara Kalesi Kuşatması- 27 Temmuz 1402, Kuşatma Hakkında Kapsamlı Araştırma Ve Muharebe Alanının Tetkiki İçin Düzenlenen Saha Gezisi Notları”, Aralık 2009.
  • TURHAL, Abdullah; Ankara 1402, Altar Maket, Ankara, 2011.
  • UZUNÇARŞILI, İ. Hakkı; Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt: III, 6. Basım, TTK Yayınları.

Dipnotlar


[1] Haluk Sargın; Antik Ankara, Ankara, s.15.

[2] Akın Atauz, “Kale ve Sur: Ankara Kal’ası”, Şehrin Zulası Ankara Kalesiİletişim Yayınları, Memleket Kitapları, 2004, s. 61-197.

[3] Abdülkerim ErdoğanAnkara Kalesi ve Alâaddin Camii, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2013, s.9.

[4] Abdülkerim Erdoğan,  Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde Ankara, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2012,  s.63.

[5] Musa Kadıoğlu-Kutalmış Görkay- Stephen Mıtchell, Roma Dönem’nde Ankyra, Yapı Kredi Yayınları, 2011, s.19-20.

[6] Abdülkerim Erdoğan-Gökçe Günel-Ali Kılcı; Tarih İçinde Ankara,  Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 1, Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2008, s.40. 

[7] Abdullah Turhal; Ankara 1402, Altar Maket, Ankara, 2011, s.28-29.

[8] Bela Horvath; Anadolu 1913, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Ankara, 2008, s.12- Akt.: Turhal; Ankara 1402, s. 29.

[9] Tarih İçinde Ankara, s. 55.

[10] Dünden Bugüne Ankara, Hazırlayan: İskender Elverdi, Ankara Ticaret Odası, s. 7.

[11] Haluk Sargın; Antik Ankara, Ankara, s.19.

[12] Dünden Bugüne Ankara, Hazırlayan: İskender Elverdi, Ankara Ticaret Odası, s. 11.

[13] Ahmet Hamdi Tanpınar; Beş Şehir, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1990. s.1.

[14] Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 2. Cilt-2. Kitap, s. 521-522; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt: III, 6. Basım, TTK Yayınları, s. 150-151. 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: