Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Dergi tarihine bir yolculuk yapılıp, geçmişten günümüze var olan öykü dergileri incelendi. Dergilerin kuş misali bir tutsak, bir özgür var olma mücadeleleri ele alındı. Umudumuz uçmaya hazırlanan nice öykü dergilerini gökyüzünde görmek…

Küçüktüm, küçücüktüm. Hatırlıyorum, bir köydeydim. Yanımda bir arkadaşım. Uzak, geniş bir düzlükteydik. O köyden bir avcı… Elinde tüfeği, o geniş düzlükten daha geniş bir düzlüğü, gökyüzünü gözetliyordu. Durduk, baktı bize. Sonra tüfeğini doğrulttu, o geniş düzlükte özgürlüğünü kanadına takmış bir kuşu vurdu. Ben sandım ki gökyüzünü vurdu. Kan akacak mı diye bekledim. Akmadı. Avcı, kuşu vurduğuyla kaldı, gökyüzü vurulduğuyla. Bizse bakakaldığımızla.

Nedendir bilinmez ne zaman bir kaybı yaşasam, somut-soyut fark etmez, hep o vurulan kuş gelir aklıma. Şimdilerde kaybettiğimi düşündüğüm şeyse dergiler. Ne çok dergi var yiten, ne çok dergi var yitirilen. Hep o kuş geliyor aklıma. Hep o kuşlar, özgürlüğüne düşkün ve bir o kadar tedirgin. Kuşların tedirginliğini yaşarken bir taraftan da seviniyorum, özgürlüğü kuş olup kanadına takanlar bitmiyor diye. Ne çok özgürlüğüne düşkün, gökyüzünden korkmayan var. O kuş, o kuşlar hep hatırlansın diye, özgürlük hiç bitmesin diye yiten dergileri ele almak düştü bize…

"Söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

Türk öykücülüğünde kimseye benzemeyen Sait Faik Abasıyanık’ın yazarak özgürlüğe uçtuğu gibi biz de kanadımıza özgürlük takıp öykü dergileriyle uçmadan önce öykünün Türk Edebiyatı’na nasıl girdiğine, yani kuşun uçmayı nasıl öğrendiğine bakalım.

Edebiyatımızın önemli türleri arasında yer alan öykü, hayatımıza Tanzimat döneminde girmiştir. Giritli Aziz Ali Efendi’nin Muhayyelat’ı, Ahmet Mithat Efendi’nin Kıssadan Hisse’si ve Letaif-i Rivayat’ı, Emin Nihat’ın Müsameretname’si, Recaizade Mahmut Ekrem’in Muhsin Bey’i, Nabizade Nazım’ın Haspa, Yadigârlarım gibi eserleri ve sonraki yazarlarımızın verdiği eserler Türk öyküsünün geçirdiği değişim basamaklarıdır. Zaman içerisinde edebiyatımızda kendine yer açan öykü, dergiler tarafından da fark edilmeye başlamıştır.

resimli hikaye

Odağına sadece öyküyü alan ve öykü dergisi olarak nitelendirilebilecek ilk öykü 1927 yılında aylık olarak yayımlanan Resimli Hikâye’dir. Dil devriminden önce yayımlandığı için Osmanlıca yayımlanan dergi toplamda on dört (14) sayı çıkmıştır. Behçet Bey’in yayımladığı bu dergide Halit Ziya’dan Reşat Nuri’ye, Osman Cemal’e kadar pek çok öykücümüzün öyküleri yayımlanmıştır.

Asıl öykücülüğümüzün seçilmiş hikayelerönünü açan dergi 1947 yılında yayımlanan Seçilmiş Hikâyeler’dir. (1947–1957). Öykücülüğümüzün ustası olarak kabul edilen Salim Şengil tarafından yayımlanan Seçilmiş Hikâyeler’in ilk 37 sayısında yalnızca öyküye yer verilmiştir. 1952’de şiire ve eleştiriye de yer veren dergi 1957 yılına kadar yayın hayatı sürdürmüştür.

Seçilmiş Hikâyeler’den sonra Salim Şengil ve bir başka öykü ustası olan eşi Nezihe Meriç’le birlikte Dost (1957–1973) dergisi çıkarmıştır. Bu dergide de öyküye ağrılık vermişlerdir.

Çağdaş Türk edebiyatının en önemli dergileri arasına giren bu dergiler Ankara’da yayımlan
dığı için İstanbul vitrinine pek çıkamamıştır.

1951 yılınClipboar53 (1)a gelindiğinde Resimli Hikâyeler isimli dergi yayımlanmıştır.  İki haftada bir yayımlanan dergi toplamda 27 sayı çıkmıştır. Resimli Hikâyeler döneminin popüler dergileri arasında yer almıştır.

Seçilmiş Hikâyeler’den sonra öykü dergiciliğinde on sekiz yıl gibi uzun bir süre beklenilmiştir. 1970’lerin ikinci yarısında Sivas’ta öğretmenlik yaptığı sırada Mustafa Balel’in yayımladığı Öykü simli dergi on sekiz yıllık bekleyişe son veöykürmiştir.  Yedi sayı yayımlanabilen dergi son üç sayısında şiire de yer vermiştir.

1984 Mart ayında isminde öykü geçen bir dergi daha yayın hayatına girmiştir. Yaba Öykü adıyla çıkan bu dergi öykü sanatına ilgi çekmek amacıyla cep kitabı boyutunda 12 sayı çıkmıştır. Adındaki “Yaba” sözcüğü “eski çağlardan beri Anadolu’da ürünle samanı birbirinden ayırmada kullanılan, kürek biçimindeki parmaklı bir tarım aleti” anlamı taşımaktadır. Bu isimle çıkan dergi diğer türler içinde öyküye ayrıcalık tanımıştır. Bir süre yayımlanamayan Yaba Öykü, 84. sayıda birinci yayın dönemini kapattı.  Dergi 1999 Kasım ayından itibaren Yaba Edebiyat adıyla İstanbul’da yayın hayatına başladı.

Öykünün Sürgüyaba öykün Edildiği Yıllar

1980’li yıllarda öykücülüğümüzün sürgün edildiği yıllardır. Bu yılların kültürel yıkımı öyküyü de yerinden oynatmıştır. Bu dönemde edebiyat dergilerinde öyküye çok az yer verilmiştir. Dönemin okuru yaşam kaygıları içinde yitirilirken yazarların yaratma hevesi yitmemiştir. Çünkü yazarın düşünce dünyasına akan öykü gücünün önüne yazardan başkası geçememiştir. Dolayısıyla öykü bu yıllarda hak ettiği değeri bulamasa da farklı kuşaklardan, farklı dünyalardan katılımlarla öyküler yazılmış, çeşitli zorluklara rağmen kitaplar yayımlanmış, uzun ömürlü olmasa da öykü dergileri ve öykü ekleri çıkarılmıştır. 1980’lerin sonunda Yaşasın Edebiyat dergisinin yılda iki kez yayımladığı Hikâye ve Hikâye Sorunları Dizisi öykü dergiciliği adına umutlu bir girişim olmuştur. Ancak yayın yönetmenlerini İbrahim Yıldırım ve Cengiz Öndersever’in yaptığı bu dergi çok uzun ömürlü olamamıştır. 80’li yıllar için öykünün ve öykü dergiciliğinin 90’lı yıllardaki yükselişinin birikimi yapıldı diyebiliriz. Öykü, 1990’larda niteliksel ve niceliksel anlamda yükselmeye başlamış, yazarlar tarafından öykü türüne büyük bir ilgi gösterilmiştir

adam öykü1995 yılının sonlarına gelindiğinde öykü, Adam Öykü dergisinin yayımlanmaya başlamasıyla birlikte sürgünden dönüyor.  Öyküye kendi cumhuriyetini kazandıracak olan bu derginin yayın yönetmenliği Semih Gümüş üstlenmiştir. Adam Öykü’den önce yayınlanan öykü dergileri zaman içinde başka türlere de yer vermişlerdir; ancak Adam Öykü yayın hayatı boyunca öyküye sadık kalarak kendinde sonra gelen öykü dergilerine de yol gösterici olmuştur. Adam Öykü, öykü dergiciliğine verdiği önemden ilk sayısının arka kapağında şu şekilde bahsetmiştir:

“Niçin Öykü Dergisi?

Bir öykü dergisi için niçin yıllar boyu yeterince çaba gösterilmedi. Öykü gözden düştüğü için mi? Bu yıllar içinde yayıncıların mı gözünden düştü öykü, okurların mı? Yazarlar da gittikçe uzaklaşmaya başlamadı mı öyküden?

Ellilerde, altmışlarda, giderek yetmişlerde yazılmış ve yayımlanmış onca öykü, öykü kitabı varken ve öykü edebiyatımız dünya edebiyatı karşısında bir yerlere konmaya çalışılırken, nasıl oldu da birdenbire unutulmaya yüz tuttu?

Diyelim ki '80'lerin kültürel yıkımı öyküyü de yerinden oynatmıştır; yayıncı öykü kitabı yayınlamaktan kaçınmış, okur yaşam kaygıları içinde yitirilmiştir… Peki yazarın yaratma itkisi nasıl durdurulabilir, yazarın düşünsel dünyasında akan öykü gücünün önüne yazardan başka kim geçebilir ki?..

Öyküyü gene kendi dışında birileri canlandırmayacak elbette ama, öykünün ve öykücülerin doğrulacak gücü bulmaları için uygun bir ortam oluşturmanın, araç gereç sağlamanın olumlu yanı yok mudur?

Var denebiliyorsa, bir öykü dergisinin gerekliliğini, giderek zorunluluğunu anlamak da kolaylaşmıyor mu? Bir öykü dergisi için çaba göstermenin hem de pek çok şeyle doldurulamayacak bir karşılığı yok mu?

Adam öykü, öykü edebiyatımızın gereksinimlerine kendince bir karşılık vermek için yola çıkıyor. Karşılığını bulacağına inanıyor…

Kasım-Aralık 1995”

Öykü teorisi alanında kayda değer görülen çeviriler yayımlayan Adam Öykü edebiyatımıza genç öykücüler kazandırmıştır. 1995 yılından 2005’e kadar 58 sayı yayımlanan dergi, öykü dergiciliğimizde en uzun süreli yayımlanan öykü dergisi olmuştur.

düşler öyküler“İki, üç, daha fazla öykü dergisi!” sloganıyla Nisan 1996’da Düşler Öyküler dergisi ilk sayısını çıkardı.  Düşler Öyküler, Ankara merkezli bir dergi olup Özcan Karabulut’un yayın yönetmenliğinde üç aylık olarak yayımlandı. Dokuz sayı yayımlanan dergi “Öykü Günleri” diye bir düş kurdu ve Ankara öykü günleri başladı.  Birçok öykü severi bir araya getiren bu düş zamanla diğer illere kadar ulaştı. Adana’da Edebiyat ve Sanat Günleri yapılmaya başlandı. Antalya ve İzmir’de öykü günleri düzenlendi. Daha sonra öykü günlerine Çanakkale de katıldı. Düşler Öyküler dergisinin kurduğu düş gerçek oldu ve öykü günleri sınırları aşarak Hollanda ve Almanya’da sürdü.  Kurulan bu düş artık Türkiye’yle birlikte dünyada geniş bir coğrafyayı dolaşıyordu. Derginin öykücülüğe en büyük katkısı öykü günleri olmuştur.

Düşler Öyküler’den sonra öykü dergilerine iki dergi daha katılır. İzmit’ten katılan bu dergilerden biri kısa ömürlü olan Fayton Öykü, diğeri ise 12 sayı yayımlanabilen Üçüncü Öyküler dergisidir. Ankara öykü dergiciliği açısından önemli bir kent olmuştur.  Ankara’da Bir Bilet Gidiş Dönüş ve Kum isimli dergiler yayımlanmıştır. Yayın yönetmenliğini İzzet Kılıçlı’nın yaptığı Damar dergisi öykü ekiyle öykü dergiciliğine katkı sağlamıştır. İzzet Kılıçlı’nın ölümüyle birlikte öykü eki de sona ermiştir. Yine Ankara’dan bir dergi Kül Öykü çıkmıştır. Bir-iki kez yayın hayatına ara veren dergi tekrar çıkmaya başlamıştır.

imge öykülerDüşler Öyküler dergisinin yayın yönetmenliği yapan Özcan Karabulut, yine Ankara’da bu kez daha geniş kadroyla İmge Öyküler dergisini çıkarmıştır. Özcan Karabulut derginin ilk sayısında düşüncelerini şu şekilde ifade ediyor:

“İmge Öyküler, 14 Şubat Dünya Öykü Günü bildirisinde dile getirdiğimiz gibi insanın öyküsüyle var olacağına, öyküsüyle geleceğe uzanacağına, geçmişini öyküyle saklayabileceğine inanıyor.”

EylülEylül isimli öykü dergisi de İstanbul’da yayımlanmıştır. Ahmet Sait Akçay’ın yönetiminde çıkan derginin yayın hayatı kısa ömürlü olmuştur.

Genç öykücülerin bir araya gelerek çıkardığı Aylak isimli öykü dergisi de uzun ömürlü olamamıştır.  Aylak gerek tasarımıyla gerekse sayfalarında genç öykücülere yer vermesiyle öykü dergiciliğinde kendine yer edinmiştir.

Gökyüzünde uçmakta olan diğer öykü dergilerinden bahsedecek olursak; yayın yönetmenliğini Nalan Barbarosoğlu’nun yaptığı Eşik Çini, yayın yönetmenliğini Bilal Kolbüken’in yaptığı Kül Öykü, yayın yönetmenliğini Semih Gümüş’ün yaptığı Notos Öykü ve Öykü Teknesi, Kafkaokur, Lacivert, Post Öykü, Hece Öykü’yü sayabiliriz.

Bundan sonraki umudumuz uçmaya hazırlanan nice öykü dergilerini gökyüzünde görmek …

Kaynaklar:

Ahmet Hamdi Tanpınar;  19. Asır Türk Edebiyat Tarihi, YKY, 5. Baskı, İstanbul, 2009.

Kenan Akyüz, Modern Türk Edebiyatı’nın Ana Çizgileri, İstanbul, 1990.

Mehmet Tekin “Modern Öykünün Edebiyatımızdaki Serüveni: Edebiyatımız Giriş” Konya Öykü Günleri 1- Sempozyum Kitabı, Konya 2004.

Mehmet Harmancı “Kargaşadan Kavramsala Kısa Öykü”, Hece Öykü, Sayı:1, Şubat- Mart 2004, s. 67.

İmge Öyküler, Şubat- Mart 2005 Sayı:1.

*Dergi kapakları Milli Kütüphaneden temin edilmiştir.  

 

 

 

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: